Amasya Otobüs Bileti - OtobusBiletiAra.com
antalya escort
Türkiye'nin en büyük bilet portalı

Amasya Otobüs Bileti

Amasya otobüs bileti alırken fiyatları ve seferleri karşılaştır, en ucuz bileti al! Amasya’ya giden otobüs firmaları için tıkla!

Şehzadeler Şehri Amasya

Malazgirt Zaferi’nden sonra, Melik Danişmend Ahmed Gazi, sarp dağların dik yamaçlarına oturan Amasya Kalesi’ni kuşatarak zapt etmiş, bu güzel şehri fetihlerinin karargâhı yapmıştır. 1174 yılında Selçuklu Sultanı II. Kılıç Arslan’ın eline geçen Amasya, ondan sonra şehzadelerin, bilginlerin.sanatçıların şehri olmuş. OsmanlIlar devrinde “Şehzadeler Şehri” olarak tanınmıştır. Osmanlı Padişahı II.Murad, Yavuz Sultan Selim Amasya ca doğmuş, Fatih Sultan Mehmed sekiz yaşındayken Amasya’ya vali olarak, tayin edilmiş, II.Beyazıd şehzadeliğinde Amasya’da bulunmuş, Kanunî Sultan Süleyman, Amasya’yı sık sık ziyaret etmiştir. Bu ünlü sultanların Amasya’da unutulmaz hâtıraları vardır. Osmanlı yazı sanatının büyük ustası hattat Şeyh Hamdullah Amasyalı’dır. Divân şairlerimizden Mihrî Hatun AmasyalIdır. Tıp-hukuk bilginleri, tarihçileri vardır Amasya’nın diziye gelmez. Bunun içindir ki. birçok kitapta Amasya’ya “bilginlerin toplandığı yer” anlamına geien “Kubbet’ül Ulema’ denmiştir.

Buradaki dağa adını veren Ferhat, hepinizin bildiği “Ferhat ile Şirin” hikâyesinin kahramanı.. Ferhat’ın da cır yüreği vardır. Bu yürek alev alev Şirin için yanmaktadır. Amasya beyinin güzel kızı Şirin, onun yüreğini ateşlemiş, bu ateş bir yangın olmuş. Gel gör tu beyin b:r şartı var kimseler yerine getiremez. Bey, demiş bir kere.

Bir de efsâne anlatırlar bu sular üstüne. Amasya’nın Güllübağları’na akan ırmağın kaynağına azılı bir ejder oturmuş, suyu kesmiş bir zamanlar. Bağlar kurumuş, şehir susuzluktan kırılmaya başlamış. AmasyalIlar bakmışlar olacak gibi değil, ejderle de başa çıkmak her babayiğidin işi değil, düşünüp taşınmışlar, bir çare bulmuşlar: Ejderi çatlatıp öldürmek.

Ertesi gün semizce bir öküze, iki çuval tuz yüklemişler, sürmüşler ejdere. Azılı ejder bir nefeste öküzü, sırtındaki çuvallarla birlikte yutuvermiş. Birkaç saat sonra tuzun verdiği hararetle başlamış ırmağın suyunu çekmeye. Çektikçe şişmiş, dağ gibi olmuş. Az sonra da çatlayıp ölmüş, Amasya’da bu felâketten kurtulmuş.

Aynalı Mağara Efsânesi

Amasya’yı çeviren dağların dik yamaçlarında kaya mezarları olarak bilinen mağaralar var. Bir zamanlar Amasya’da yaşamış Pontus krallarının gömülü olduğu söylenen bu mağaralardan biri de Aynalı Mağara diye tanınır. Gün ışığında pırıl pırıl parlayan bu mağaranın kemerli kapısından içeri girilince iki mezar odası görülür.

Bir efsânesi vardır, anlatırlar. Mezarlardan biri, güzelliği dillere destan Kızına, ötekisi de ona âşık bir delikanlıya ait. Efsaneye göre, kral kızı o Kadar güzelmiş ki, yüzüne kimse bakamaz, bakanın gözleri kamaşın kendinden geçer, güneşin karşısında kar misali eriyip gidermiş. Bu yüzden kız, yüzünü kimseye gösteremez, siyah bir peçeyle örtermiş. Kız gelinlik çağına gelince babası olan kral ilân etmiş. Kim kızının yüzündeki peçeyi kaldırırsa kızını ana verecek. Peçeyi kaldıranlar olmuş ama, kızın yüzüne bakacak cesareti Kimse kendinde bulamamış. Sonunda fakır bir delikanlı sarayın kapısını çalmış:

– Ben demiş, ben bakacağım o güzel yüze.

– Aman demişler, kıyma gençliğine. Kimse o güzelliğe dayanamaz. Vazgeç bu sevdadan.

Delikanlı:

– Bu güzellik uğruna bin can feda… Ben bu güzelliğe âşığım, bu yola baş koydum. Getirin onu, biran önce görmek, muradıma ermek istiyorum.

Getirmişler kızı. Delikanlı bir eliyle kalbini bastırmış, öteki eliyle peçeyi yavaş yavaş kaldırmış. İşte ne olduysa o anda olmuş. Dayanılmaz bir şavk, şimşek gibi çakmış odalarda. Kral kızıyla genç delikanlı, bir kömür gibi yığılmışlar oldukları yere.

Götürüp bu kayadaki ayrı ayrı mezarlara koymuşiar. Onun için ışıldarmış bu mağara. Adına Aynalı Mağara denmiş, bu aşk efsânesini yıllar yılı sürdürmüşler.

Timur’un İmtihanı

1401 yılında Ankara Savaşı’nı kazanan Timur, Amasya üzerine de bir ordu göndererek, Amasyalıları teslim olmaya davet eder. Amasya teslim olmaz. Son derece hiddetlenen Timur, AmasyalI bilginleri imtihan edeceğini, sorularına doğru cevap alamazsa bütün halkı kılıçtan geçireceğini söyler. AmasyalIlar bu ilim savaşına hazır olduklarını bildirirler. İmtahan günü gelir. Timur’un bilginleri on soru sorarlar. Amasyalı bilgin İlyas Çelebi, bu on soruyu hemen cevaplar. Böylece Amasya büyük bir tehlikeden kurtulmuş olur.

Kanunî Sultan Süleyman Amasya’da

OsmanlI devri, 16. yüzyılda bir şaheserler devridir. Türk mimarîsinde Sinan” devridir. İstanbul’da Süleymaniye, Edirne’de Selimiye camileri ile mimarîde örnekleri bir daha yapılamayan bir zirveye ulaşmıştır. Bursa’nın kadife Kumaşları, iznik’in çinileri, Gördes’in, Kula’nın, Uşak’ın, Lâdik’in halıları, Türk sanatının en gözde eserleridir bu devirde.. Yazıda, süslemede, minyatürde, şiirde, müzikte, güzel sanatların her dalında şaheserler yaratılmakta, devletin başşehri İstanbul’da oluşan, ocağını buradan tüttüren güzel sanatlar, Anadoluya da yansımaktadır.

Hâzinenin altınla dolu olduğu, gemi direklerinin gümüşle kaplandığı, yelkenlerinin atlastan biçildiği bu günlerde Avusturya İmparatorluğundan “Busbecq” adında bit elçi İstanbul’a gelir. O sıralarda Osmanlı Padişahı Kanunî Sultan Süleyman

Amasya’da bulunmaktadır. Büyükelçi Busbecg Kanunî ile görüşmek üzere uzun Dir Anadolu yolculuğuna çıkar. 1555 yılı Nisan avının ilk haftasında Amasya’ya ulaşır, sultanla görüşür.

Bu geziıan izlenimlerini mektuplar ha’ıntie Viyana’daki bir dostuna yazar. 1555’ten 1562 yılına kadar süren şefliği sırasında yazdığı don uzun mektup, sonradan “Türk Mektuoiarı” adı ile yayınlanır. Bir devrin yüceliğini gelenek ve göreneklerini anlatan bu mektupla, Amasya’da Kanunî görüşmeyi şöyle tamamlar:

Sultanın elini öptükten sonra, yeri geri çekilerek duvara sırtımızı verdik. Nutkumu dinledi,fakat beklemediği sözleri söyle Meorese kapısıymış olacağım kı. yüzünde bir küçümseme ifadesi belirdi Sadece “güzel, güzel sözleri çıktı. Daha sonra çıkmamıza izin verildi.

Huzurunda iken büyük bir kalabalık dikkatimi çekti. Birçok İllerin beylerbeyleri sultana hediyeleri ile gelmişlerdi Bunlardan başka sultanın bütün maiyeti orada idi. Hassa süvarileri, sipahiler, gurebalar, ulufeciler… Ayrıca yeniçeriler de vardı. Bu kalabalık mecliste herkes kendi yetenekleri, ehliyetleri ile bulundukları makama gelmişlerdi. Filâncanın adamı olduğu için hiç kimseye ötekinden üstün bir rütbe verilmez. Herkes memurluk derecesine göre saygı ve itibar görtir. Bu nedenle, törenlerde önde bulunmak, başkasının yerine göz dikmek gibi kavgalar yoktu. Görev ve makamlar, herkesin yeteneği, bilgisi, karakteri ve çalışkanlığına göre sultan tarafından verilir.

Bunu yaparken ne o şahsın zenginliğini, ne şöhretini arar, ne rica, ne dostluklara aldırış eder. Böylece her işe o işin ehli adamlar atanır. Şahsî yetenekleri sayesinde herkes en yüksek mevkilere kadar gelebilme şansına sahiptir.

Türkler, üstün meziyetlerin,yeteneklerin doğuştan ve bir miras olarak atalardan geldiğine inanmazlar. Türkler’de şan ve şöhret, yüksek mevkilere gelmek, çalışma ve doğruluğun mükafatıdır. Tembel ve pısırık olanlar, kötü niyetliler için yükselme yolları kapalıdır. Türkler’in giriştikleri her işte başarı kazanmalarının, üstün bir millet olmalarının ve gün geçtikçe devletin sınırlarını biraz daha genişletmelerinin asıl sebebi bu olsa gerek…

420 yıl önce, Batılı hır büyükelçinin Turkler hakkında söylediği sözler bunlar..

Sınırları, Viyana kapılarına kadar uzanmış, Avrupa’ya adaiet ve medeniyet götürmüş bir devletin panoramasını çizen bir yabancının sözleri..

Anadolu için şu sözleri söyler:

(Savaşta ve sanatta hünerli, doğruluktan, mertlikten yana eşi bulunmaz, gösterişten uzak, konuksever insanlar cenneti.)

Evliya Çelebi’nin Diliyle

Seyyâh-ı âlem Evliya Çelebi, yolculuğuna devam etmektedir Anadolu’da. Onun Bolu üzerinden Çorum’a geçtiğim, Merzifon ovasından Amasya’ya geldiğini görüyoruz. Amasya, tabiat güzellikleri efsâneleri ve eski yapılarıyla Evliya Çelebi’yi büyüler. Yeşilırmak kıyısındaki bir konağa yerleşir. Başlar Amasya şehrini anlatmaya:

(Kalesi, eski devirlerde Ameiika kavmınin yapısıdır, derler. Nice yüz padişahtan kalma bir Anadolu kalesidir. Çoğu tarihlerde bu kaleyi “Dağ delen Ferhad” yaptı diye yazar. Sonra, 1084 yılında Danışmendoğullan ndan Melik Gazı feîhetmiştır. Danişrnendlıier den Selçuklulara, onlardan da Timur çağında Osmanlılar’a geçmiş. Yıldırım Beyazıd Han, Timur’dan zarar görmesin diye. bu kaleyi fethettikten sonra, buraya şehzadesi İsa Çelebi’yi vali tayin etmiştir. Padişah şehri olup hutbe okunmuş, “Amasya’da basılmıştır” diye akça edilmiştir. Çünkü, dağlarında ve şehirde gümüş madenleri vardır. Padişahla bir saray ve güzel bir bahçe yapılarak, Amasya, Osmanlı Hanede taht yeri oldu. Fatih zamanında, Sivas Eyaleti toprağında, Amasya kaldığı yerdir, diye yazılmıştır. Büyük bir şehir olduğundan birkaç kere arpalık yolu ile üç tuğlu vezirlere armağan verilmiştir..)

Amasya’nın ilçe ve bucaklarım, gelir ve giderlerini, bir sefer olduğu zaman çıkardığı atlı ve yaya asker sayısını bir bir defterine yazan Evliya Çelebi, çok ilgi çekici bulduğu kalesini anlatır. Gerçekten de Amasya Kalesi, Anadolu kalelerinden en sağlam ve yüksek olanıdır. Evliya devam eder:

(Amasya Kalesi çok yüksektir. Yüksek bir tepe üzerindeki duvarları, Kuleleri, burçları her zaman bulutlar içinde kaybolmuş görünür. Öğleyin açık havada İç Kale’de bulunan camilerin minareleri, konakların damları gözükür. Beş köşeli kalenin çepeçevre büyüklüğü 9060 adımdır. Çok ustalıkla yapılmış, kesme taştan bir kale olup 41 kulesi. 800 bedeni vardır, içindeki evlerin sayısını tam olarak bilemiyorsam da eski biçim konakları, cephaneliği, ambarları, sarnıçları güzeldir. Eteklerinde akan ırmağa inecek su yolları bulunur. Doğu yönüne bakan dört kat demir kapısı vardır.

Çok garip, cehennem kuyusuna benzeyen bir de zindan gördüm. Kalenin altı, baştan başa mağaralarla bezeli olup ibretle bakılacak şeylerdir. Derler ki, Celali, Karayazıcı ve Kara Said ayaklanması günlerinde; memleketin ileri gelenleri ve büyükleri, bütün değerli mallarını bu mağaralarda saklayarak, çoluk çocuklarıyla içinde korunup barınmışlardır.

Timur dahi bu kaleyi 7 ay kuşattırarak fethine çalışmışsa da başaramayıp gitmiştir. Burası her ne kadar içerlek bir yer ise de Celâlîler sığınmasın diye , köprülerini, büyük konakların1, uzun uzun anlattıktan sonra,  geçer. Sultan Beyazıd Camii, onun üzerinde durduğu en eski eserdir. Daha sonra camilerin bir listesini yapar. Medreselerini, tefelerini, imaretlerim, hanlarını sıralar. Şehrin ileri gelen kişilerini sayar. Sınal kın hayatına, yiyecek ve içeceklerine, sanatçıiaona. gezinti yerlerine ze mistir. Seyahatnamesinde bu konuda şunlar; yazar:

(Bütün halk, zevk ve şevk sahibi olduklarından, yüzleri Kanlı canlıdır. Halkın bir bölüğü paşa, bey, zaim, tımar ve hizmet sahibidir. Bir bölüğü de bilginler, kadılar, maaşlı şeyhler, imam hatip ve hafızlar, tüccarlar ve sanatkârlardır. Aralarında bilgi sahibi, sözü sonbeti dımenın nüktecı çelebiler çoktur. Güzel konuşurlar. Ucuz otobüs bileti almak içi tıkla! Öteki halkı: “Şuna çokuşrak aş kayıralım. Şu işi atlayı görelim. Öğetçe er imiş1 gıb: özel şiveleriyle konuşurlar. Heri gelenleri sarnurlu çuhadan ferace giyerse de orta hallileri astarlı kumaştan elbise giyerler. Kadınları güzel, sözleri ölçülü, dişleri inci gibidir. Çok edepli ve terbiyeli hatunlardır. Çarvazara adında bir bürümceğe bürünüp gezerler. Kağla bucağından devedişi buğday getirip bundan has ve beyaz lavaşa, kerde. çakıl ekmekleri yapılır ki, insanın yüzünü ayna gibi gösterir. 40 türlü armudu, kırmızı kirazı, 7 türlü üzümü, ekmek ayvası olur. Elmasının dünyada eşi yoktur, padişaha hediye gider, içeceklerinden güzel kokulu pekmezi, ayva şerbeti vardır ki, sıcaklarda ve hamamda çok faydalıdır. Keçelerden süzülen “deli yoran üzüm şırası” çok kuvvet vericidir. Dut şarabı ve hardaliyesi, Yolduklu şarabı Acem diyarına kadar hediye olarak gönderilir. Esnaftan hüner sahibi kişiler çoksa da, özellikle terzisi ve hallacı meşhurdur. Hallaçları, yayını ele alarak, 24 makamda tokmak vurduğu zaman insan hayran kalır. Berberleri ve helvacıları meşhur sanatkârlardır. Şehir beşinci iklimde olup ırmak kıyısında, dereli tepeli yerlerde bulunduğu için havası ılıktır, iki yönünü çeviren dağlar boydan coya bahçeliktir. Evlerin pencereleri, batıya ve kuzeye bakar. Kışları sert Yur. Suları ise. şehrin ardındaki Ferhad Dağımdan gelir. Bu suyu Ferhad Çevrede 70 kadar gezinti yeri vardır. En çok tanınanı Kanlı Pınar’dır.)

 kadıköy escort escort ümraniye ümraniye escort escort kartal ataşehir escort escort beşiktaş escort ataköy rus escorts
antalya escort